個人檔案FOR A BEAUTIFUL WORLD --...相片部落格清單更多 工具 說明
2月29日

SENSİZ OLMAK İSTEMEM

 
I WOULDN’T LIKE TO BE WITHOUT YOU

I wouldn’t like the world if given
If crowns and thrones were promised,
I wouldn’t like to stay without you and quiet
It is not so easy to desert you
I wouldn’t like it, wouldn’t like to be without you.

SENSİZ OLMAK İSTEMEM

İstemem dünyaları verseler
Taçlar, tahtlar vaat etseler
Kalmak istemem tek başıma sensiz, sessiz
O kadar kolay değil senden vazgeçmek
Istemem, sensiz olmak istemem.
2月14日

GÜLÜM SENİ ARIYORUM

 
 
Gülüm Seni Ariyorum
Gülüm Seni Ariyorum

Seherlerde esen yelde
Karli dagdan gelen selde
Hasret kokan yaban elde
Gülüm seni ariyorum

Günes'in her batisinda
Ay'in isik katisinda
Sabah safak atisinda
Gülüm seni ariyorum

Masallarda, siirlerde
Misralarda, dizelerde
Adin'in yazdigi yerde
Gülüm seni ariyorum

Zambak, menekse, sümbülde
Gülistânda açan gülde
Hüzünle öten bülbülde
Gülüm seni ariyorum
 
 
KÖROĞLU
 
14 Şubatı sevgilisiz geçirenlere geldi.. Aslında en güzel sevgili kendimiziz. Biz kendi kendimizin sevgilisiyiz. Mutlu olmak ve herşeyi başarmak bizim elimizde.. Sevmek ve sevilmekte buna dahil. Seviliyorsak sevilmenin kıymetini bilelim ve eğer seviyorsak sevgimizi hakedenlere verelim, haketmeyenlere vererek boşa harcayacak sevgimiz yok.
Alışkanlık olduğu için birbiriyle sevgili olanların değil gerçekten sevdiği için birlikte olanların sevgililer günü kutlu olsun.
12月6日

ELVEDA

Gözlerinden öğrendim ben herşeyi
Siyahın ne güzel renk olduğunu
İlk görüşte aşkın ne olduğunu,
Sevgiyi ve onun büyüklüğünü


Ellerinden öğrendim ben dokunabilmeyi
Bir dokunuşun nasıl iç yaktığını
O anki dünyayı umursamazlığı
Sanki o anın hiç bitmeyecekmişliğini


Saçlarından öğrendim ben neşeyle savrulmayı
Seni bağrıma basmanın mutluluğunu
Kollarına atılıp hiç bırakmamacasına sarılmayı
Teninin kokusunu unutmamayı


Resimlerine bakıp avunmayı,
Sana ancak dualarla ulaşmayı
Sadece rüyalarda görüşmeyi öğrettin be Gülüm
Sen bana acıyı, hüznü öğrettin


Bir de bırakıp gitmeyi öğrendim senden
Sessizce, ardına bakmadan kaçıp gitmeyi
Çaresizlikten ağlamayı öğrendim be Gülüm
Mutluluğu özlemeyi de öğrendim


Ben de sana kaybetmeyi öğreteyim,
Severken ayrılmayı, ayrılırken yıkılmayı
Elvedanın anlamını öğretiyorum sana ben
Elveda çiçeğim, Elveda Gülüm, Elveda...
11月23日

ORTAK İŞTE YARDIMLAŞMAK

Peygamberimiz (s.a.a) bir grup sahabeyle yolculuğa çıkmıştı. Yolun yarısında, bir koyun kesip ondan yemek yapmalarını emretti. Sahabeden biri: “Ben, koyun kesme işini üstleniyorum” dedi. Diğer biri ise: “Onun postunu soymayı da ben üstleniyorum” dedi. Üçüncü bir şahıs da: “Onu parçalayıp doğramayı da ben üstleniyorum” dedi. Dördüncü şahıs da: “Onu pişirmeyi de ben üstleniyorum” dedi. Resulullah’da (s.a.a) “Ben de size odun toplayayım” diye buyurdu.

Ashap: “Ya Resulellah! Sen zahmet çekme biz bu işi yaparız” dediler. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Sizin bu işi yapacağınızı biliyorum ama Yüce Allah, arkadaşlarıyla yolculuk yapıp da kendisi için bir ayrıcalık tasarlayan kimseyi sevmez.”

Daha sonra kalkıp odun toplamaya başladı. Evet, güzel ahlak işte budur.

 

Bir yerde ortaklaşa yaşadığımız bir ortamda birlikte bulunuyorsak her işte birbirimize destek olmalıyız. Benim bulunduğum askerlik ortamında ben çalışırken bazı tertip arkadaşlarım binanın içerisinde oturup bilgisayarda müzik dinlemeyi tercih ediyorlar. Bu benim değil onların insanlara ve arkadaşlarına verdiği değerin bir göstergesi. Ben onlar gibi olmaktansa kendi işlerinde zorlanan hatta zorlanmayan asker arkadaşlarıma yardım etmeyi tercih ediyorum. Tıpkı peygamber efendimizin yukarıda yaptığı gibi...

Bence herkez O'nu örnek almalı.

 

11月17日

BIRAK SEVGİ SENİ BULSUN

 
   İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığı, sevgisini paylaşır. Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebeğine hayran... bırakamaz bir türlü... Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu... Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır... ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyide bilmektir"... Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını aldırmaz... Aklında adam o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı bakıp durur boşluğuna. Kelebekse hala konacak sıcak bir avuç aramakta... Böylece kelebek şunu anlar: BAZEN AİT OLDUĞUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BİR AVUÇTUR...
 
Böylece adam şunu anlar: HİÇ BİR SEVDAYI YALNIZCA SEVGİYLE YAŞATAMAZSINIZ.
 
O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar ama özlemini gömebileceği büyüklükte bir dağ bulamaz. O zaman anlar ki "" hiç bir dağ Bir özlemi gömecek kadar büyük değildir.""
6月16日

AYRILIK

 

Adam sersemlemiş, dağılmış bir haldedir.

Çünkü uzun zamandır aynı evi ve kalbini paylaştığı kadın ondan ayrılacağını söylemiştir.

Kadının sözleri alabildiğine soğuk ve açıktır: “Sen şimdi işe git, ben de eşyalarımı toplayayım.”

Hiç hesapta yoktur bu ayrılık.

İlk anda ne diyeceğini bilemez genç adam. İşine gider ama rahat edemez. Eve döner.

Bir köşeye saklanıp eşyalarını toplayan sevgilisini izler bir süre.

Sonra dayanamayıp ortaya çıkar ve sorar: “Ne yaptım sana? Kötü bir insan mıyım? Çekilmez biri miyim? Seni aldattım mı hiç? Canını yaktım mı? Hayır.”

Bu soruların hepsinin yanıtlarının “Hayır!” olduğunu bilir.

Asıl soru kadının kederli gözlerine bakarken gelir: “Seni mutsuz mu ettim?”

İşte o anda kadın sevdiği adamın gözlerinin içine bakar ve dudakları titreyerek şöyle bağırır: “Hayır!.. Ama sen biraz olsun mutlu olabilirdin!”

***

Nick Hornby’nin çok tutulmuş romanı “High Fidelity”den uyarlanan filmin bir sahnesiydi bu.

İzleyeli 6 yıl oldu; yine de filmdeki ayrılık anını perçinleyen o söz ara ara kulaklarımda çınlar.

Çünkü o söz özellikle günümüz ilişkilerinin en hassas noktasına temas eder ve acıtır.

Nasıl mı?

Anlatayım.

Bir kere her ciddi beraberlik daha başta mutsuzlukları göze alır.

Hatta ilişkinin içinde aşk veya aşka benzer bir tutku varsa “acı ve mutsuzluk Allah’ın emri” diye düşünenler çoğunluktadır.

Peki ya mutluluk?

Bir ilişkinin mutsuzlukları olabilir, tamam da mutlulukları hiç mi olmaz; asıl belirleyici olan mutluluk değil midir?

Taraflardan biri sürekli depresif, hep ekşi, hep hafifçe mutsuz kıvamdaysa karşısındaki yorulmaz mı?

UNUTMAK

 
UNUTMAK ZOR ANLATMAKSA IMKANSIZ CUNKU SEN UNUTTUKCA HATIRLANAN VEDE ANLATTIKCA BITMEYENSIN...
 
ACIYI HISSETMIYORUM ARTIK ÇÜNKÜ SEVMEYI BECEREMIYORUM SEVMEYEN BİR İNSAN ACI HİSSEDER Mİ HİÇ? SEVEMEMENİN CARESIZLIĞİ HIC BITMEYEN BIR BELA GİBİ KONAR İNSANIN BAŞINA VE AYRILMAYI BİLMEZ, BEN ONUN ACISINI ÇEKİYORUM SANIRIM ÇÜNKÜ SEVMEYEN İNSAN AŞK ACISI HİSSETMEZ.
KİMBİLİR BELKİ DE SEVİYORUMDUR AMA SEVDİĞİMİ GÖSTEREMİYORUMDUR, EVET EVET BENİM DERDİM O, SEVİYORUM AMA SEVDİĞİMİ GÖSTEREMİYORUM VE ŞİMDİ BUNUN ACISINI ÇEKİYORUM.
HERŞEY İNSANLARIN İSTEDİKLERİ GİBİ ŞEKİLLENMİYOR, BAZEN ACILARA KATLANMAK GELECEĞİMİZ İÇİN DAHA HAYIRLI OLABİLİYOR, NE DİYELİM, BİZEDE HAYIRLISI OLSUN DEMEK DÜŞÜYOR. EN AZINDAN ESKİ SEVGİLİNİN MUTLULUĞU İÇİN.
6月4日

BİR GÜN DAHA


Hayat bazen çok zorlaşabiliyor bu bizim dışımızda gelişen olaylarla olduğu gibi bizim kendi hatalarımızdan da kaynaklanıyor. Mutluluğu kolaylaştırmak varken neden zorlaştırıyoruz hiç anlayamıyorum. Tamam mutluluk küçük şeylerin içersinde saklıdır ama mutsuzlukta küçük şeylerin içerisinde saklıdır bu ikisi arasında ki ince ayarı iyi tutturmak gerekir.






7月23日

GÜNLER

Canim Anam
Sensiz gecmiyor bu günler
Canim Anam
Sensiz bu dünya bana haram
Canim Anam
Sensiz karardi bu dünyam

hep derdim kendi kendime anam olmasada özgür olsam. hep derdim kendi kendime anam olmasa ne güzel olurdu dünyam.

Meger insan birseyin degerini kaybedince anliyormus. nerdesin annem nerdesin? Beni birakip gittin kara topraklara. sensiz ne yaparim bunu düsünmeden gittin uzaklara.

Allahim neydi benim günahim annemi aldin benden. nerdesin annem nerdesin? sen gittin ben bittim annem.

Ariyorum artik o sözlerini ariyorum.bana ah güzel kizim deyisin. bitanecik kizim deyisin. hatirladikca ariyorum bu sözleri.o zamanlar umurumda degildi bu laflar.oysaki iki kelimede olsa ne kadar degerli olabiliyormus.nerdesin annem nerdesin?sen gittin gideli birseyler eksik.

Bana bu dünyada cektiren sensizlik. acilarim giderek büyüyor annem. gökyüzüne bakiyorum ama seni göremiyorum. her gece kahroluyorum, agliyorum.

Nerdesin annem nerdesin? sen bana hep sorardin.ben olmasam ne yapardin kizim derdin. ben ise hep tamam tamam deyip gecerdim. cok pismanim anne cok.

Cevabimi gec olsada simdi vermek istiyorum. sen olmasan iste görüyorsun anne. caresizim her gece agliyorum. paramparcayim kahroluyorum. kendimi unutuyorum kendime gelemiyorum. caresi yok yok artik caresi yok.

Nerdesin annem nerdesin? artik dayanamiyorum.seni seviyorum seni özlüyorum. disari cikamiyorum. camdan bakip ana kiz omuz omuza gezerken bakiyorum. agliyorum agliyorum. nerdesin annem nerdesin?

Canim Anam
Sensiz gecmiyor bu günler
Canim Anam
Sensiz bu dünya bana haram
Canim Anam
Sensiz karardi bu dünyam

ben birtek sana olan askima tapmistim. seni ne kadar üzdüysem affet annem nolursun affet. sensiz gecmiyor bu günler. odama hapsediyorum kendimi. kimseyi görmek istemiyorum. sadece seni istiyorum anne seni istiyorum.

Nerdesin annem nerdesin? bedenim boynu bükük gül gibi oldu. gelen gecen vurdu gitti. alay ediyorlar benimle. anneni istemiyordun ya simdi yok annen diyorlar. sen yasiyorsun diyorlar. bu sözler beni kahrediyor. benmi yasiyorum? ben yasayamiyorum anasiz. kötü günlerimde yanimda olacak derdimi paylasacak beraber aglayip beraber gülecek bir anam yok artik. bu aciyi benden baska kimse bilemez hic kimse.

Nerdesin annem nerdesin ?eski günlerde ben yasayamadim bunlari .senin degerini anlayamadim. annecigim seni bile bile cok kirdim. ne yaptiysam bagisla benim canim anam. sensiz ne yaparim bu zalim dünyada? utaniyorum sana cektirdiklerimden. usaniyorum her gün seni beklemekten. yatagimda kan agliyorum.

Nerdesin annem nerdesin? ömrümde sana bir gül bile vermedim. veremedim.affet nolur. simdi sana bir degil bin gül bile versem azdir. tüm dünya nimetlerini önüne sersem hic bisey. gökyüzündeki yildizlari toplasam degersiz.ne yapsam azdir. ömrümde sana bir kere annecigim demedim. diyemedim. affet nolur. simdi sana sadece annecigim degil canim anacigim desem azdir. canim cigerim anacigim desem hic bisey. anam benim dünyam. iste sen buna laiksin annem. ama nerdesin annem nerdesin?

Canim Anam
Sensiz gecmiyor bu günler
Canim Anam
Sensiz bu dünya bana haram
Canim Anam
Sensiz karardi bu dünyam

kefenimi hazirlayin. yalan dünyayi birakip senin yanina geliyorum anne. bu özleme bu hasrete dayanamiyorum.sonunda sana geliyorum. kendimi affettirmeye geliyorum. sana kavusmaya geliyorum. bekle beni anam bekle.seni cok seviyorum güzel canim anam!!!

7月12日

SEN NESİN BENİM İÇİN

Desem ki...
		
		
Desem ki vakitlerden bir Temmuz akşamıdır, Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini. Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin!
Desem ki... 
İnan bana canımcım inan, 
Evimdeki şenliksin, bahçemde bahar; 
Ve soframda en güzel yemek. 
Ben sende yaşıyorum, 
Sen bende hüküm sürmektesin. 
Bırak ben söyleyeyim iyiliğini, güzelliğini, saflığını 
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. 
Günlerden sonra bir gün, 
Şayet sesimi farkedemezsen, 
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden, 
Bil ki ölmüşüm. 
Fakat yine üzülme, müsterih ol; 
Kabirde böceklere ezberletirim güzelleğini, 
Ve neden sonra 
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, 
Hatırla ki maher günüdür 
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. 

Cahit Sıtkı Tarancı
   

MİRAÇ

NAMAZ VE MİR'AÇ

Malik bin Sa'saa r.a anlatıyor:
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:

Ben Kâbe-i Muazama'da iki kişinin arasında uyku ile uyanıklık arasında yatmakta iken, içi îman ve hikmetle dolu, altından bir leğen getirdiler. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yardılar. Zemzem suyu ile yıkayıp, îman ve hikmetle doldurdular. Katırdan küçük merkepten ise büyük, burak denilen bir hayvan getirdiler. Cibril Aleyhisselâm ile beraber gittik.

Birinci kat semâya gelince:

-Kim o? denildi,
Cibril a.s.:
-Cebrâil, diye cevap verdi.
-Yanındaki kim? denildi.
Cebrâil de:
-Muhammed, dedi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.
Cebrâil:
-Evet, dedi.
-Hoş geldi, O ne güzel bir misafirdir, denildi.

Bunu takiben Adem aleyhisselâma geldim, selâm verdim,
-Hoş geldin, salih peygamber salih oğul! dedi.
Ben:
-Bu kim ey Cibril? diye sordum.
O da:
-Bu, Adem aleyhisselâmdır. Sağında ve solunda gördüğün bu kalabalıklar evlâdlarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler ise cehennemliklerdir. Bunun için sağına baktığı zaman gülüyor, soluna baktığı zaman ağlıyor, dedi.

Sonra ikinci semaya geldik.

-Kim o? denildi.
Cebrâil:
-Ben Cebrail, dedi.
-Yanındaki kim? denildi.
Cebrail:
-Muhammed, dedi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.
Cebrail:
-Evet, dedi.
-Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.

Bunu takiben Isa ile Yahya Peygamberlere rastladım. Her ikisi de:
-Hoşgeldin kardeşimiz hoşgeldin ey peygamber! dediler.

Sonra, üçüncü kat semaya geldik.

-Kim o? denildi.
-Cebrail, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, diye cevap verildi.
-Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
Cebrail:
-Evet, dedi.
-Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.

Bunu müteakip Yusuf aleyhisselâm'a rastladım. Selâm verdim;
-Hoş geldin kardeş ve Peygamber, dedi.

Sonra dördüncü semaya geldik.

-Kim o? denildi.
-Cebrail, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, diye cevap verildi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
-Evet, diye cevap verildi.
-Hoş geldin, ne güzel misafir geldi! denildi.

Bunun takiben îdris aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim.
-Hoş geldin, kardeş ve Peygamber, dedi.

Sonra beşinci kat semaya geldik.

-Kim o? denildi.
-Cebrail, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed,'diye cevap verildi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi, denildi.
-Evet, diye cevap verildi.
-Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.

Bunu müteakip Harun aleyhisselâma rastladık. Kendisine selâm verdim.
-Hoşgeldin, kardeş ve Peygamber! dedi.

Sonra altıncı semaya geldik.

-Kim o? denildi.
-Cibril, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, denildi. .
-Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
-Evet, denildi.
- Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.

Bunu takiben Musa aleyhisselâma rastladım ve selâm verdim.
-Hoş geldin, kardeş ve Peygamber! dedi.
Kendisinden ayrılınca ağlamaya başladı.
Hazreti Allah tarafından kendisine:
-Niye ağlıyorsun? diye soruldu.
Musa aleyhisselâm:
-Ey Rabbim, benden sonra Peygamber olan bu gencin ümmetinden cennete benim ümmetimden daha çok insanlar girecektir, bunun için ağlıyorum, dedi.

Sonra yedinci semaya geldik.

-Kim o? denildi.
-Cibril, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, diye cevap verildi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? Hoş geldi, ne güzel misafir geldi! denildi.

Bunu takiben ibrahim aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim.
-Hoş geldin oğul ve Peygamber! dedi.

Hemen bana Beytü'l Mâmur gösterildi. Cibril'e sordum. O da:
-Bu, Beytü'l Mâmur'dur. Her gün yetmiş bin melek orada namaz kılar ve çıkarlar. Çıkanlar da bir daha artık oraya dönmezler, dedi.

Bana Sidretü'l Müntehâ ağacı da gösterildi. Bir de baktım ki, bu ağacın meyveleri meşhur Hacer beldesinin büyük destileri, yaprakları da fillerin kulakları büyüklüğünde idi. Altından dört nehir akıyordu. Bunların ikisi bâtın, ikisi zahir idi. Cibril'e bu nehirleri sordum. O da:
-Bâtın, yani içe ait iki nehir cennette, zahir yani dışa ait iki nehir de Nil ile Fırat'tır, dedi.

Sonra o kadar yükseğe çıkarıldım ki orada mukadderatı yazan kalemlerin sesini işitir oldum.

Sonra üzerime elli vakit namaz farz kılındı. Döndüm. Musa aleyhisselâma gelince, bana:
-Ne oldu? diye sordu.
-Üzerime elli vakit namaz farz kılındı, dedim.
Musa aleyhisselâm:
-Ben insanları senden daha iyi bilirim, israil Oğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetinin bu elli vakit namaza gücü yetmez. Rabbine dön ve bu namazları azaltmasını niyaz et! dedi.
Döndüm. Niyazda bulundum. Allahü Teâlâ bunları kırka indirdi. Sonra yine Musa aleyhisselâma geldim. Aynı şeyi söyledi. Döndüm. Allahü Teâlâ namazları otuza indirdi. Yine aynı şey tekrarlandı. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları yirmiye indirdi. Yine aynı şey oldu. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları ona indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim, aynı şeyi söyledi. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları beş vakte indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim.
-Ne yaptın? dedi.
-Allah namaz vakitlerini beş vakte indirdi, dedim. Musa aleyhisselâm yine gidip, daha da indirmesi için Allah'a niyaz etmemi söyledi ise de ben:
-Hayır, razı oldum, dedim.
Bunun üzerine Allah tarafından bir nida geldi. Farzım kesinleşmiştir. Kullarıma gereken kolaylığı yaptım. Her iyi amel karşılığında da on sevab vereceğim.

6月8日

GURBET

Gurbet o kadar aci
Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabanci,
Hepsi baska biçimde.

Eriyorum gitgide;
Elveda her ümide.
Gurbet benligimi de
Bitirmis bir içimde.

Ne arzum, ne emelim...
Yaralanmis bir elim
Ben gurbette degilim,
Gurbet benim içimde.
5月28日

bir gün daha böyle geçti

Bir gün daha geçmek üzere, saat 21.35, dün aldığım bir haberle arkadaşımın kız arkadaşınn bilgisayarının patladığını öğrenmiştim, patlarkende yüksek bir ses çıkarmış, bu yüzden çok korkmuş. Erhanla konuşurken hemen tahmin ettik sorunun güç kaynağından pardon  pavır saplaydan kaynaklandığını. Bugünde bilgisayar kasasını alıp doğruca seçilin evine gittik, birkaç incelemeden sonra güç kaynağının yandığı kesinlik kazandı.
 
İyiki güç kaynağı yanmış, başka bir parça yansaydı en azından 50-60 milyon giderdi, pavır saplay yanınca 25 milyonla işi kurtardık. Fakat yeni bir pavır saplay almamız gerekiyordu. Biliyosunuz bugün pazar, bu yüzden pavır saplay bulmamızda kolay olmadı çünkü her yer kapalıydı. Yine de şansımızı denemek için bornovada fellik fellik bilgisayarcı aradık ve en sonunda ev yolunda bir tane bulduk. Pavır saplayı alıp hemmmen seçilin evine doğru yola koyulduk. Bilgisayara taktık ve çalıştırdık. Bilgisayar kusursuz çalışıyordu.
 
Bir iyilik yapmanın mutluluğuyla buzdolabındaki kolayıda içip erhanla birlikte eve doğru yola koyulduk. Şimdi de karnım çok aç:((
En iyisi mutfağa gidip kendime sucuk kızartayım. Sucuğumu yedikten sonra da biraz tv izlerim.
 
Bu arada sevgli ustama buradan sevgilerimi gönderiyorum, bana verdiği tariflerle karnım doydu.
5月11日

şiir

BABAA

 

 baba bana öpücük al
köpecik kedicik al
baba bana okşamak al
gülücük al
sevgicik al..

baba şu ne
baba bu ne
şunu öğretsene
benimle gelsene
beni de götürsene baba..

baba bana cesaret al
yürek al
düşünce al
kişilik al
karakter de al
al baba al..

babacım duygu ne?
mana ne?
sevda da isterim
yaaa bananebananebanane

üfff..
şımardın gene 

oğlum uslu ol
yiyeceksin papara
kes sesini bakim
al sana para
all sana para...

 

Hayrullah Ersöz

5月10日

Saat 1 olmak üzere

Saat gecenin birine geliyor, bense oturmuş birkaç resim daha msn space koymak için uğraşıyorum, birde yarın sabah 9.30 da dersim var, acaba girmesem mi?
 
aha arkadaşım geldi kahve içtiğim bardağımı götürdü, heralde misafire benim bardağımdan kahve ikram edicek. Neyse bende şu resimleri koyup salona geçeyim, misafirin geldiğini yeni öğrendim, bi hoşgeldin diyim
5月5日

Iki Hadis

 
 
1)
Allah Resulü (a.s.) Şanı Yüce Rabbinden rivayet ettiği bir kudsi hadiste şöyle buyuruyor: "Allah, iyi ve kötü şeyleri tayin etmiştir. Sonra da bunları açıklamıştır. Kim bir iyilik yapmaya niyetlenir de yapamaz ise, Allah o kişi adına tam yapılmış bir iyilik yazdırır. Eğer niyetlendiği bu iyiliği yapabilirse, Şanı Yüce olan Allah, o kişi adına on iyilikten başlayarak yedi yüz katı ve hatta daha çok kat iyilik yazdırır. Kim de bir kötülük yapmaya niyetlenir de yapmazsa, Allah o kişi adına tam yapılmış bir iyilik yazdırır. Eğer o kişi bir kötülük yapmaya niyetlenir de yaparsa, Allah onun adına tek bir kötülük yazdırır."
 
2)
Bağış ve ihsanda bulunan, onur ve saygınlık kazanır; cimrilik eden, kendisini aşağılık hale getirir. İnsanların en cömerdi, hiçbir karşılık beklemeden verip bağışta bulunandır. Affı en yüce insan, güçlü ve üstün olduğu zaman affedebilen insandır. En fazla sıla-i rahimde bulunan (yakınlarına uğrayıp hallerini soran) kimse, onunla ilişkisini kesenlere uğrayıp hallerini soran kimsedir.
 
Peygamber efendimizin torunu hz. Hüseyin'den bir hadis
5月2日

Benim Gözümle

Mecnun ve leyla o büyük aşkın tadını çıkartırlar her gün bir fırsatını bulup bir şelale dibinde veya bir hurma ağacı gölgesinde buluşup aşklarını birbirlerine haykırırlarmış o kadar büyük o kadar yüceymiş ki birbirlerine duydukları sevgi kimse karşısına çıkamamış bu sevginin.
Bir gün mecnun ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve yataklara düşmüş nice lokman gelmiş ama derdine çare bulamamışlar mecnun babasının gözü önünde eriyip bitiyomuş mecnun konuşamaz ve hareket edemez halde günlerce yatmış ağzından bir tek kelime bile çıkmıyormuş ölüme yenik düşmek üzereymiş birden babası baş ucundayken leyla diye sayıklamaya başlamış babası pek anlamamış. Sürekli leyla diye sayıklıyormuş.
 
Babası merak etmiş leylayı ve leylayı bulmaya gitmiş köyde leylayı bulmuş fakat leyla zayıf kara kuru çirkin bişeymiş babası leylaya bi şey söylemeden geri dönmüş mecnunun yanına. Mecnun yine leyla diye sayıklıyormuş babası mecnuna: oğlum leylayı görmeye gittim o kara kuru çirkin biri demiş. Mecnun uzun boylu aslan gibi. ve yakışıklı biriymiş babası sen bu kız içinmi yataklara düştün o kızın adınımı sayıklıyorsun günlerdir der. mecnun tam ölmek üzereyken babasına bir şeyler söylemeye çalışır babası daha iyi duyabilmek için iyice eğilir ve mecnun: baba sen ona benim gözümle baktınmı der...
5月1日

SENİNLE OLSAM

Ah! Bir seninle olsam…
Şöyle bir kanatlanı versem…
Semaya doğru yükselip;
Bulutların peşine takılsam…
Rüzgara yaren, kuşlara dost,
Yağmurla kardeş olsam…
İçimdeki hüzünle damlayıp;
Toprağı, ekinleri canlandırsam…
Çağlayanlarda coşup;
Denizlerde akarak sana ulaşsam…
Güneşle selamlaşıp buharlaşsam…
Havaya karışıp, sabah meltemiyle;
Kendimi yanında bulsam…
Yanağına öpücükler kondurup;
Sana sıcacık sarılsam
Ve hiç bırakmasam…
4月28日

İki Marş

Ceddin Deden

Ceddin deden, neslin baban
Hep kahraman Türk milleti
Orduların, pekçok zaman
Vermiştiler dünyaya şan.

Türk milleti, Türk milleti
Aşk ile sev milliyeti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o mel’un zilleti.

 

Genç Osman

Of of Genç Osman dediğin bir küçük uşak
Beline bağlamış ibrişim kuşak of of.

Aman Askerin içinde birinci uşak
Allah Allah deyip geçti Genç Osman of of.

Of of Genç Osman dediğin bir küçük aslan
Bağdat’ın içime girilmez yastan of of.

Aman her ana doğurmaz böyle bir aslan
Allah Allah deyip geçti Genç Osman of of.

Of of Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı of of.

Aman kelle koltuğunda üç gün savaştı
Allah Allah deyip geçti Genç Osman of of.

 

4月27日

Osmanlı Hakkında Bir Master Tezi

AL-DIBLOMASI AL-DAWLI
AVRUPA, 16 VE 17. ASIRLARDA OSMANLININ ADALET VE HOŞGÖRÜSÜNÜ ÖRNEK ALMAK İSTEDİ... OSMANLININ AZINLIK POLİTİKASINI BÜTÜN DÜNYA ÖRNEK ALDI


KAHİRE, 09/10(BYE)--- Tirajı ayda 25 bin olan ve Mısır'ın Kahire kentinde Arapça olarak yayımlanan siyaset ağırlıklı Al-Diblomasi Al-Dawli dergisinin Ekim 2001 tarihli sayısında, Recep Basil imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan inceleme yazısının çevirisi şöyledir:

-İslam Deneyiminde Azınlıklar ve Siyasi Uygulamalar -

"Osmanlı Devleti'nin Durumunu Araştırma" konulu mastır tezi, Osmanlı Devleti dahil, İslami uygulamaların tamamında ulusal yapıdaki çeşitlilik konusunda belirli bir stratejinin olduğunu, devletin gayrimüslim olan vatandaşlarını sınırları içinde güven ortamında Müslümanlarla birlikte yaşama hakkını inkar etmediğini, çoğulculuğun ve çeşitliliğin (Osmanlı) İslam devleti sosyal yapısı içinde bir parça olarak kabul edildiğini ortaya koydu.

Araştırmacı Kemal Said Habib, Kahire Üniversitesi Tarih Bölümünde sunduğu mastır tezinde, İslam devletinin tarihi boyunca etnik ve dini asimilasyon ve baskı uygulamadığını, Osmanlı Devleti'nin bu konuda büyük deneyimlerinin olduğunu ve Batı'nın toplumunu dejenere etmesine müsaade etmediğini belirtti.

Araştırmacı, Osmanlı Devleti'nin sosyal bünyesinde bulunan azınlıklarla tam bir kaynaşma sağladığını ve bu konuda üç noktaya önem verdiğine işaret etti. Bunlar şöyledir:

1- Osmanlı Devleti, yapısında bulunan çeşitli etnik ve kültür gruplarından azınlıklara ve milletlere hoşgörüyle yaklaştı, onları asimile etmek amacıyla, siyasi, sosyal ve kültürel baskı uygulamadı. Osmanlının bu hoşgörüsü ülkesinde bulunan tacirlere ve danışmanlara kadar yansıdı.

2- Dini kültür alanında hoşgörüyle yaklaşma.

Osmanlılar yabancıların hakkını vermede taraflı davranmamıştır. Zira İslam dininin kabulünden önce Türklerin hoşgörü kültürü daha sonra İslam kültürüyle bütünleşerek azınlıklara karşı devletin yaklaşımında bir formül bulunmasına katkı sağlamıştır.

3- Uluslararası Politika: İslam hoşgörüsü duygusunun yayılması Osmanlıların Doğu Avrupa'ya doğru savaşlarla açılmasına fırsat vermiştir. Zira Osmanlılar, bazı Avrupa ülkelerindeki Papalık yönetimleri gibi merkeziyetçi olmamıştır. Bunun yanında Osmanlılar fethettikleri ülkelerin halklarını Osmanlı halkının bir parçası olarak kabul etmişler, onları Müslüman vatandaşlarıyla eşit bir konuma getirmişlerdir. Küçük Asya'yı fetheden Osmanlı Ordusu, gayrimüslim olan Bulgar, Yunan, Sırp, Bizanslı, Karadağlı ve Arnavut olan milletlerinin yaşadığı Avrupa içlerine kadar ilerlemiştir. Bu milletler daha sonra Osmanlı toplumunun bir parçası haline gelmişlerdir.

Osmanlı Devleti, toplumu içinde milli oluşum sorununu, kurumları ve müesseseleriyle önlemiştir. Osmanlı Devleti gayrimüslimlerle olan ilişkilerini düzenleyen kurum oluşturmuştur.

Ayrıca Osmanlı sultanlarının gayrimüslim kadınlarla evlenmeleri gelenek halini almış olup, bu evlilikler Osmanlı kültürünün bir parçasıdır. Padişahların bazı Müslüman olmayan kadınlarla evlenmesinin siyasi nedenleri de bulunmaktadır. Bu bayanların doğurduğu çocuklar daha sonra padişah olmuşlar ve bu kadınlar, padişah anaları olarak Osmanlı Devleti'nde büyük siyasi rol oynamışlardır.

Öte yandan incelendiğinde Osmanlı Devleti kuruluşundan yıkılışına kadar gayrimüslimleri genel sosyal dokusunun bir parçası olarak kabul etme hususunda örnek alınacak bir deneyim sergilemiştir. Osmanlı belgeleri, gayrimüslimlerin herhangi bir ayrım ve baskıya uğramadan, her türlü ticari, tarım ve sanat alanlarında faaliyet gösterdiklerini mesleki birlik ve teşkilatlarda yeraldıklarını ortaya koymaktadır. Özellikle Hristiyanlar, kuyumculuk, suculuk ve terzilik konusunda mesafe katetmişlerdir. Ayrıca gayrimüslimleri takdir ve öven unvan ve lakaplar verilmiştir.

Gayri Müslimler devlette idari kesimde çalışmışlardır.

Araştırmacı, bütün bu uygulamalarıyla Osmanlı adaleti ve hoşgörüsünün kendini bütün dünyaya kabul ettirdiğini, alınması gerekli en güzel bir örnek olduğunu, çok sayıda İtalyan yazar ve düşünürün Osmanlının bu konudaki uygulamalarının Avrupa'da tatbik edilmesi ve devlet arazilerinin alım, satım ve hediye edilmesinin yasaklanması ve şahsın sadece çalışması sonucu kazandığı şeylere sahip olması yönündeki ve diğer uygulamalarından örnek alınması çağrısında bulunduklarına dikkat çekmektedir.

Araştırmacı, tezini, "Osmanlı Devleti, halkı arasında sosyal anlaşmazlıkların bulunmadığı uyguladığı adaletle mutlu bir şekilde yaşamış tek ülkedir." sözleriyle sona erdirmektedir.