|
|
11月23日
Peygamberimiz (s.a.a) bir grup sahabeyle yolculuğa çıkmıştı. Yolun yarısında, bir koyun kesip ondan yemek yapmalarını emretti. Sahabeden biri: “Ben, koyun kesme işini üstleniyorum” dedi. Diğer biri ise: “Onun postunu soymayı da ben üstleniyorum” dedi. Üçüncü bir şahıs da: “Onu parçalayıp doğramayı da ben üstleniyorum” dedi. Dördüncü şahıs da: “Onu pişirmeyi de ben üstleniyorum” dedi. Resulullah’da (s.a.a) “Ben de size odun toplayayım” diye buyurdu.
Ashap: “Ya Resulellah! Sen zahmet çekme biz bu işi yaparız” dediler. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Sizin bu işi yapacağınızı biliyorum ama Yüce Allah, arkadaşlarıyla yolculuk yapıp da kendisi için bir ayrıcalık tasarlayan kimseyi sevmez.”
Daha sonra kalkıp odun toplamaya başladı. Evet, güzel ahlak işte budur.
Bir yerde ortaklaşa yaşadığımız bir ortamda birlikte bulunuyorsak her işte birbirimize destek olmalıyız. Benim bulunduğum askerlik ortamında ben çalışırken bazı tertip arkadaşlarım binanın içerisinde oturup bilgisayarda müzik dinlemeyi tercih ediyorlar. Bu benim değil onların insanlara ve arkadaşlarına verdiği değerin bir göstergesi. Ben onlar gibi olmaktansa kendi işlerinde zorlanan hatta zorlanmayan asker arkadaşlarıma yardım etmeyi tercih ediyorum. Tıpkı peygamber efendimizin yukarıda yaptığı gibi...
Bence herkez O'nu örnek almalı.
11月17日
İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığı, sevgisini paylaşır. Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebeğine hayran... bırakamaz bir türlü... Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu... Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır... ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyide bilmektir"... Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını aldırmaz... Aklında adam o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı bakıp durur boşluğuna. Kelebekse hala konacak sıcak bir avuç aramakta... Böylece kelebek şunu anlar: BAZEN AİT OLDUĞUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BİR AVUÇTUR...
Böylece adam şunu anlar: HİÇ BİR SEVDAYI YALNIZCA SEVGİYLE YAŞATAMAZSINIZ.
O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar ama özlemini gömebileceği büyüklükte bir dağ bulamaz. O zaman anlar ki "" hiç bir dağ Bir özlemi gömecek kadar büyük değildir."" 7月12日 NAMAZ VE MİR'AÇ
Malik bin Sa'saa r.a anlatıyor: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:
Ben Kâbe-i Muazama'da iki kişinin arasında uyku ile uyanıklık arasında yatmakta iken, içi îman ve hikmetle dolu, altından bir leğen getirdiler. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yardılar. Zemzem suyu ile yıkayıp, îman ve hikmetle doldurdular. Katırdan küçük merkepten ise büyük, burak denilen bir hayvan getirdiler. Cibril Aleyhisselâm ile beraber gittik.
Birinci kat semâya gelince:
-Kim o? denildi, Cibril a.s.: -Cebrâil, diye cevap verdi. -Yanındaki kim? denildi. Cebrâil de: -Muhammed, dedi. -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi. Cebrâil: -Evet, dedi. -Hoş geldi, O ne güzel bir misafirdir, denildi.
Bunu takiben Adem aleyhisselâma geldim, selâm verdim, -Hoş geldin, salih peygamber salih oğul! dedi. Ben: -Bu kim ey Cibril? diye sordum. O da: -Bu, Adem aleyhisselâmdır. Sağında ve solunda gördüğün bu kalabalıklar evlâdlarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler ise cehennemliklerdir. Bunun için sağına baktığı zaman gülüyor, soluna baktığı zaman ağlıyor, dedi.
Sonra ikinci semaya geldik.
-Kim o? denildi. Cebrâil: -Ben Cebrail, dedi. -Yanındaki kim? denildi. Cebrail: -Muhammed, dedi. -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi. Cebrail: -Evet, dedi. -Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.
Bunu takiben Isa ile Yahya Peygamberlere rastladım. Her ikisi de: -Hoşgeldin kardeşimiz hoşgeldin ey peygamber! dediler.
Sonra, üçüncü kat semaya geldik.
-Kim o? denildi. -Cebrail, diye cevap verildi. -Yanındaki kim? diye soruldu. -Muhammed, diye cevap verildi. -Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail: -Evet, dedi. -Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.
Bunu müteakip Yusuf aleyhisselâm'a rastladım. Selâm verdim; -Hoş geldin kardeş ve Peygamber, dedi.
Sonra dördüncü semaya geldik.
-Kim o? denildi. -Cebrail, diye cevap verildi. -Yanındaki kim? diye soruldu. -Muhammed, diye cevap verildi. -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu. -Evet, diye cevap verildi. -Hoş geldin, ne güzel misafir geldi! denildi.
Bunun takiben îdris aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim. -Hoş geldin, kardeş ve Peygamber, dedi.
Sonra beşinci kat semaya geldik.
-Kim o? denildi. -Cebrail, diye cevap verildi. -Yanındaki kim? diye soruldu. -Muhammed,'diye cevap verildi. -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi, denildi. -Evet, diye cevap verildi. -Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.
Bunu müteakip Harun aleyhisselâma rastladık. Kendisine selâm verdim. -Hoşgeldin, kardeş ve Peygamber! dedi.
Sonra altıncı semaya geldik.
-Kim o? denildi. -Cibril, diye cevap verildi. -Yanındaki kim? diye soruldu. -Muhammed, denildi. . -Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu. -Evet, denildi. - Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.
Bunu takiben Musa aleyhisselâma rastladım ve selâm verdim. -Hoş geldin, kardeş ve Peygamber! dedi. Kendisinden ayrılınca ağlamaya başladı. Hazreti Allah tarafından kendisine: -Niye ağlıyorsun? diye soruldu. Musa aleyhisselâm: -Ey Rabbim, benden sonra Peygamber olan bu gencin ümmetinden cennete benim ümmetimden daha çok insanlar girecektir, bunun için ağlıyorum, dedi.
Sonra yedinci semaya geldik.
-Kim o? denildi. -Cibril, diye cevap verildi. -Yanındaki kim? diye soruldu. -Muhammed, diye cevap verildi. -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? Hoş geldi, ne güzel misafir geldi! denildi.
Bunu takiben ibrahim aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim. -Hoş geldin oğul ve Peygamber! dedi.
Hemen bana Beytü'l Mâmur gösterildi. Cibril'e sordum. O da: -Bu, Beytü'l Mâmur'dur. Her gün yetmiş bin melek orada namaz kılar ve çıkarlar. Çıkanlar da bir daha artık oraya dönmezler, dedi.
Bana Sidretü'l Müntehâ ağacı da gösterildi. Bir de baktım ki, bu ağacın meyveleri meşhur Hacer beldesinin büyük destileri, yaprakları da fillerin kulakları büyüklüğünde idi. Altından dört nehir akıyordu. Bunların ikisi bâtın, ikisi zahir idi. Cibril'e bu nehirleri sordum. O da: -Bâtın, yani içe ait iki nehir cennette, zahir yani dışa ait iki nehir de Nil ile Fırat'tır, dedi.
Sonra o kadar yükseğe çıkarıldım ki orada mukadderatı yazan kalemlerin sesini işitir oldum.
Sonra üzerime elli vakit namaz farz kılındı. Döndüm. Musa aleyhisselâma gelince, bana: -Ne oldu? diye sordu. -Üzerime elli vakit namaz farz kılındı, dedim. Musa aleyhisselâm: -Ben insanları senden daha iyi bilirim, israil Oğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetinin bu elli vakit namaza gücü yetmez. Rabbine dön ve bu namazları azaltmasını niyaz et! dedi. Döndüm. Niyazda bulundum. Allahü Teâlâ bunları kırka indirdi. Sonra yine Musa aleyhisselâma geldim. Aynı şeyi söyledi. Döndüm. Allahü Teâlâ namazları otuza indirdi. Yine aynı şey tekrarlandı. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları yirmiye indirdi. Yine aynı şey oldu. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları ona indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim, aynı şeyi söyledi. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları beş vakte indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim. -Ne yaptın? dedi. -Allah namaz vakitlerini beş vakte indirdi, dedim. Musa aleyhisselâm yine gidip, daha da indirmesi için Allah'a niyaz etmemi söyledi ise de ben: -Hayır, razı oldum, dedim. Bunun üzerine Allah tarafından bir nida geldi. Farzım kesinleşmiştir. Kullarıma gereken kolaylığı yaptım. Her iyi amel karşılığında da on sevab vereceğim. 5月2日 Mecnun ve leyla o büyük aşkın tadını çıkartırlar her gün bir fırsatını bulup bir şelale dibinde veya bir hurma ağacı gölgesinde buluşup aşklarını birbirlerine haykırırlarmış o kadar büyük o kadar yüceymiş ki birbirlerine duydukları sevgi kimse karşısına çıkamamış bu sevginin.
Bir gün mecnun ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve yataklara düşmüş nice lokman gelmiş ama derdine çare bulamamışlar mecnun babasının gözü önünde eriyip bitiyomuş mecnun konuşamaz ve hareket edemez halde günlerce yatmış ağzından bir tek kelime bile çıkmıyormuş ölüme yenik düşmek üzereymiş birden babası baş ucundayken leyla diye sayıklamaya başlamış babası pek anlamamış. Sürekli leyla diye sayıklıyormuş.
Babası merak etmiş leylayı ve leylayı bulmaya gitmiş köyde leylayı bulmuş fakat leyla zayıf kara kuru çirkin bişeymiş babası leylaya bi şey söylemeden geri dönmüş mecnunun yanına. Mecnun yine leyla diye sayıklıyormuş babası mecnuna: oğlum leylayı görmeye gittim o kara kuru çirkin biri demiş. Mecnun uzun boylu aslan gibi. ve yakışıklı biriymiş babası sen bu kız içinmi yataklara düştün o kızın adınımı sayıklıyorsun günlerdir der. mecnun tam ölmek üzereyken babasına bir şeyler söylemeye çalışır babası daha iyi duyabilmek için iyice eğilir ve mecnun: baba sen ona benim gözümle baktınmı der... 4月27日
KAHİRE, 09/10(BYE)--- Tirajı ayda 25 bin olan ve Mısır'ın Kahire kentinde Arapça olarak yayımlanan siyaset ağırlıklı Al-Diblomasi Al-Dawli dergisinin Ekim 2001 tarihli sayısında, Recep Basil imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan inceleme yazısının çevirisi şöyledir:
-İslam Deneyiminde Azınlıklar ve Siyasi Uygulamalar -
"Osmanlı Devleti'nin Durumunu Araştırma" konulu mastır tezi, Osmanlı Devleti dahil, İslami uygulamaların tamamında ulusal yapıdaki çeşitlilik konusunda belirli bir stratejinin olduğunu, devletin gayrimüslim olan vatandaşlarını sınırları içinde güven ortamında Müslümanlarla birlikte yaşama hakkını inkar etmediğini, çoğulculuğun ve çeşitliliğin (Osmanlı) İslam devleti sosyal yapısı içinde bir parça olarak kabul edildiğini ortaya koydu.
Araştırmacı Kemal Said Habib, Kahire Üniversitesi Tarih Bölümünde sunduğu mastır tezinde, İslam devletinin tarihi boyunca etnik ve dini asimilasyon ve baskı uygulamadığını, Osmanlı Devleti'nin bu konuda büyük deneyimlerinin olduğunu ve Batı'nın toplumunu dejenere etmesine müsaade etmediğini belirtti.
Araştırmacı, Osmanlı Devleti'nin sosyal bünyesinde bulunan azınlıklarla tam bir kaynaşma sağladığını ve bu konuda üç noktaya önem verdiğine işaret etti. Bunlar şöyledir:
1- Osmanlı Devleti, yapısında bulunan çeşitli etnik ve kültür gruplarından azınlıklara ve milletlere hoşgörüyle yaklaştı, onları asimile etmek amacıyla, siyasi, sosyal ve kültürel baskı uygulamadı. Osmanlının bu hoşgörüsü ülkesinde bulunan tacirlere ve danışmanlara kadar yansıdı.
2- Dini kültür alanında hoşgörüyle yaklaşma.
Osmanlılar yabancıların hakkını vermede taraflı davranmamıştır. Zira İslam dininin kabulünden önce Türklerin hoşgörü kültürü daha sonra İslam kültürüyle bütünleşerek azınlıklara karşı devletin yaklaşımında bir formül bulunmasına katkı sağlamıştır.
3- Uluslararası Politika: İslam hoşgörüsü duygusunun yayılması Osmanlıların Doğu Avrupa'ya doğru savaşlarla açılmasına fırsat vermiştir. Zira Osmanlılar, bazı Avrupa ülkelerindeki Papalık yönetimleri gibi merkeziyetçi olmamıştır. Bunun yanında Osmanlılar fethettikleri ülkelerin halklarını Osmanlı halkının bir parçası olarak kabul etmişler, onları Müslüman vatandaşlarıyla eşit bir konuma getirmişlerdir. Küçük Asya'yı fetheden Osmanlı Ordusu, gayrimüslim olan Bulgar, Yunan, Sırp, Bizanslı, Karadağlı ve Arnavut olan milletlerinin yaşadığı Avrupa içlerine kadar ilerlemiştir. Bu milletler daha sonra Osmanlı toplumunun bir parçası haline gelmişlerdir.
Osmanlı Devleti, toplumu içinde milli oluşum sorununu, kurumları ve müesseseleriyle önlemiştir. Osmanlı Devleti gayrimüslimlerle olan ilişkilerini düzenleyen kurum oluşturmuştur.
Ayrıca Osmanlı sultanlarının gayrimüslim kadınlarla evlenmeleri gelenek halini almış olup, bu evlilikler Osmanlı kültürünün bir parçasıdır. Padişahların bazı Müslüman olmayan kadınlarla evlenmesinin siyasi nedenleri de bulunmaktadır. Bu bayanların doğurduğu çocuklar daha sonra padişah olmuşlar ve bu kadınlar, padişah anaları olarak Osmanlı Devleti'nde büyük siyasi rol oynamışlardır.
Öte yandan incelendiğinde Osmanlı Devleti kuruluşundan yıkılışına kadar gayrimüslimleri genel sosyal dokusunun bir parçası olarak kabul etme hususunda örnek alınacak bir deneyim sergilemiştir. Osmanlı belgeleri, gayrimüslimlerin herhangi bir ayrım ve baskıya uğramadan, her türlü ticari, tarım ve sanat alanlarında faaliyet gösterdiklerini mesleki birlik ve teşkilatlarda yeraldıklarını ortaya koymaktadır. Özellikle Hristiyanlar, kuyumculuk, suculuk ve terzilik konusunda mesafe katetmişlerdir. Ayrıca gayrimüslimleri takdir ve öven unvan ve lakaplar verilmiştir.
Gayri Müslimler devlette idari kesimde çalışmışlardır.
Araştırmacı, bütün bu uygulamalarıyla Osmanlı adaleti ve hoşgörüsünün kendini bütün dünyaya kabul ettirdiğini, alınması gerekli en güzel bir örnek olduğunu, çok sayıda İtalyan yazar ve düşünürün Osmanlının bu konudaki uygulamalarının Avrupa'da tatbik edilmesi ve devlet arazilerinin alım, satım ve hediye edilmesinin yasaklanması ve şahsın sadece çalışması sonucu kazandığı şeylere sahip olması yönündeki ve diğer uygulamalarından örnek alınması çağrısında bulunduklarına dikkat çekmektedir.
Araştırmacı, tezini, "Osmanlı Devleti, halkı arasında sosyal anlaşmazlıkların bulunmadığı uyguladığı adaletle mutlu bir şekilde yaşamış tek ülkedir." sözleriyle sona erdirmektedir.
4月20日
BARIŞ VE HUZUR İÇİN
Muhammed (S.A.V) çevresinde el-emin yani sözüne güvenilir olarak bilinirdi. Allah'ın insanlar arasında seçtiği bir doğruluk timsaliydi. O ki insanların en hayırlısı, hakikatin sadık emanetçisiydi.
Kanla, gözyaşıyla, acı ve zulümle sarsılan insanlığın, bugün Hz. Muhammed'in zamanları aşan ebedi mesajını, sevgi, barış ve merhametini hatırlaması gerektiğini düşünüyorum, insanlık olarak manevi bir sıkıntıdan ve derin bir bunalımdan geçiyoruz.
Dünyanın dört bir yanında, hele hele yanı başımızda yaşananlar ortada... Yaşadığımız büyük değişimler, alt üst oluşlar sonucunda, ortak aklı, değerleri, vicdanı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Kritik bir dönemden geçiyoruz. Güç kavgaları, şiddet, müşterek değerlerdeki çözülme, başkalarının acıları, yoksullukları, ıstırapları karşısında kayıtsız kalma gibi bir hastalığın hızla dünya çapında bir salgına dönüşmesi bütün insanlığın devam etmesi yada var olması adına kaygı vericidir.
Karikatür meselesine gelince, bizim kutsallarımıza yönelik saldırılar kabul edilemez. Bu bir tekil olaydan ibaret değildir. Bundan daha vahim bir meseleyle karşı karşıyayız. O da İslam karşıtlığını yaygınlaştırılmak istenmesidir. Sevgili Peygamberimizin şahsında, onun barış mesajlarının hedef olmasıdır
Rabbimiz birdir, babamız birdir, hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Adem ise topraktan... Arap olanın, Arap olmayanın; Arap olmayanın da Arap olanın üstünde olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üstünde, siyahın da kırmızı tenli üstünde hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah'a yakınlıktır.
Bugün hala insanların haksızlığa maruz kaldığı, dil, din, mezhep ve kültürel farklılıklar nedeniyle birçok insanın zulme uğradığı yerler var. Irak'ta yaşananlar, bunun net bir ifadesi.
Komşusu aç iken tok yatanlar olabilmektedir. Aynı apartman içerisinde bir tarafta tok yatanlar olduğu gibi aç yatanlar da olabilmektedir. Aynı dinin mensuplarıyız.
Her kültürde, dinde ve milletin içerisinde şiddet ve teröre başvuranların bulunabilir. Kan dökenler, zalimler de çıkabilir. Bunlar arasında dinleri, kültürleri ya da etnik kökenlerini maske olarak kullananlar olabilir. Ancak bu kimseye, başkalarının kutsallarına saldırıyı, kültürlerini ya da ırklarını bunun sebebi gibi gösterme hakkını vermez.
Bizim tarihimizde kimsenin kutsallarına dokunmak yoktur. İstanbul'un fethinde görüldüğü gibi Rum kızların, 'Başımızda, kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi arzu ederiz' ifadesidir. Bizim tarihimizde karanlık Orta Çağ yoktur. Bu anlayışla, şiddet, öfke ve merhametsizliğe, hak gaspına asla yer yoktur. Bir insanı katleden, bütün insanlığı katletmiştir.
Bütün canlıları sevmeyenler, hak ve hürriyeti koruyamaz. Kendisi için istediğini, başkası için de istemek, bizim ruh dünyamızın, medeniyet anlayışımızın eseridir. Kendine reva görülmesini istemediğin şeyi, başkasına da reva görme.
Biz, kin ve nefretin yerini, adalet ve merhametin almasını istiyoruz. Bugün acılar sadece düştüğü yeri değil, bütün yerleri yakmaktadır. Bugün bütün dünyada, hoşgörünün, adaletin ve merhametin ön plana çıkarılmaması halinde, herkes kaybetmeye mahkumdur. Şiddetin, terörün, merhametsizliğin dini, milliyeti yoktur. İnsanlığın daha karanlık bir geleceğe sürüklenmesine izin verilmemesi gerekiyor.
4月11日
Hepimiz birer Türk insanı olarak diğer Türk devletlerini ve oradaki oluşumları iyi tanımalı ve öğrenmeliyiz. Bu hem bizim için hemde islam dünyası için çok önemli, tek bir millet olabilmemiz ve dünya üzerinde varlığımızı özgürce sürdürebilmemiz için de çok önemli. Şu an eli kolu bağlı bekleyen islam dünyası üzerinde oynanan oyunlara baktığımızda ne yazık ki bölücü ve çirkin oyunlar olduklarını görüyouruz. Türkiye'nin başında nasıl bir PKK belası varsa diğerlerine de musallat olmuş birileri var. Hepsi bir savaş ve çatışma içinde. Bunları kimlerin finanse ettiğini söylememe gerek yok sanırım.
Bu noktada şunu anlamamız lazım Türkiiye'nin durumu diğerlerinden daha farklı. Daha önce adaletli yönetimlerimizle ün salmışız. Dünya'ya barışı, huzuru, hoşgörüyü ve adaleti getirecek bir millet varsa oda Türkler. Bazı dış çevreler bundan rahatsız. Osmanlı dönemindeki barışın ve huzurun geri gelmesinden yana değiller. (Dünya üzerindeki bir çok tarihçi Osmanlı sınırları içerisindeki ülkelerin 500-600 sene boyunca barış ve huzur içinde yaşadıklarını kabul ediyorlar.)...
Türklerin durumunu incelediğimizde dünyanın en zengin topraklarında(Orta Asya) Türk devletlerinin olduğunu görüyoruz. Hem ilklim hem yer olarak çok iyi yerdeler. Bağımsızlığını kazanmış Türk devletlerinin toplam yüz ölçümü 4 milyon km2'nin üstünde. Bu oldukça geniş bir alandır. Bu devletler sırasıyla Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'dır. Bu ülkelerde yaşayan toplam Türk nüfusu ise yaklaşık olarak 117 milyondur. Bu Avrupa ve Amerika için oldukça ürkütücü bir rakam...
Hepimizin bildiği birşey var, Avrupa Türkleri sevmiyor. Bu doğru, geçmişte çok hızlı yayılan Osmanlı devletinden çok korkmuşlardı. Şimdi bu Amerika içinde geçerli olmaya başladı. Bizden ürküyorlar. Artık ağızlarından Osmanlı diriliyor kelimeleri dökülmeye başladı fakat bunun yeni bir ismi var. Pan Turkism, türkçesiyle Türk-Birliği. Amerika bundan oldukça rahatsız, çünkü bu birlik sonuçta islam birliği anlamınada gelecek. Amerika bu birliğin oluşumunu engellemek için Türkiye'nin avrupa birliğine girişine büyük destek veriyor. Avrupa birliğine giren Türkiye'nin onların sözünden kolay kolay çıkmayacağını düşünüyorlar. Amerika ancak bu şekilde Orta Asya'da, Orta Doğu'da ve Afrika kıtasında hakimiyetini açık bir şekilde sürdürebilir. Aksi takdirde Türklerin bu bölgede savaşa izin vermeyeceğini çok iyi biliyorlar. En azından önümüzdeki yakın gelecekten sonra...
İşte bu noktada olaya birazda Avrupalıların ve Amerikanın gözüyle bakmak lazım. Güçlü ve barışçı bir Türkiye yada Türk devletleri belki onların yutacağı bir lokma olabilir. Fakat Arap ve Afrika ülkelerinin yakınlaştığı yani destek verdiği bir Türkiye artık Dünyada sözü geçen bir ülke olmuş demektir ve Amerika’yla Avrupa’nın borusunu bu bölgede öttürmez. Sömürdükleri Arap ve Afrika ülkelerine daha doğrusu müslüman ülkelere artık istedikleri gibi girip çıkamayacaklar. Her konuda onların görüşlerini dikkate almak zorunda kalacaklardır.
Belki birçoğumuz farkında değil bu söylediğim düzen yani Türk-Çevre Bölge bütünlüğü yavaş yavaş oluşmaya başladı.
Bunun ilk ipuçları şunlar, Türkiye Irak tezkeresini reddetti, bu Amerika’ya yaşatılan ilk şoktu. İkincisi, Türkiye Suriye konusunda Amerikanın ambargo teklifini net bir şekilde ret ederek biz barışçı ve uzlaşmacı bir çözümü tercih ediyoruz dedi. Bu amerikanın yaşadığı ikinci büyük şoktu, bunun ardından Suriye başbakanı Türkiye'ye gelerek teşekkür etti.
Üçüncüsü, Türkiye İran'daki enerjiye dayalı nükleer santrale destek verdiğini söyledi ve İran'a şans tanınmasını istedi, fakat bu arada da Ahmedi necad'tan da Avrupa ile görüşmelere devam etmesini istedi. Bunun üzerine Necad Avrupa ile durdurulan görüşmeleri tekrar başlattı. Birkaç gün önce İran başkanı Türkiye'nin desteğine teşekkür ederek minnettarlığını bildirdi.
Dördüncüsü Türkiye Filistin seçimlerinin hemen ardından Hamas liderini Türkiye'ye davet etti. Bu hem Amerika, hem Rusya hem de İsrail için büyük şoktu. Özellikle Rusya Hamasın ilk olarak Türkiye'yi tercih etmesine o kadar kızdı ki neredeyse hamas davetini iptal edecekti. Bu da bölgede Rusya'nın değil artık Türkiye'nin egemen güç olmaya başladığını gösteriyor.
Sonuç olarak Türkiye birçok konuda araplara destek vererek onların yanında olduğunu gösterdi. Araplarda Türkiye'nin liderliğini kabul etmeye başlamış görünüyor. Ayrıca Türkiye müslüman Afrika ülkelerinede ziyaretlerini sıklaştırdı, geçen hafta Sudan'daydı. Ondan birkaç gün öncede Asya'da bir müslüman ülke olan Malezya'yı ziyaret etti. Müslüman ülkelere yapılan bu ziyaretler anlamsız değil. Türkiye'nin üzerine çok zor bir sorumluluk aldığı açık. Her ne kadar Avrupa ve Amerika istemesede Türkiye'nin arkasında ki destek büyüyerek artıyor.
DOĞU TÜRKİSTAN
Doğu Türkistan en önemli Türk Özerk devletlerinden biridir. Çin'e bağlı olduğu için resmi ismi Xinjiang'dır. Bu özerk devlet Türkiye için çok ama çok önemli bir devlettir...
4月3日 OKUYUN LÜTFEN
Bilginiz olsun diye söylüyorum, her türk gencinin bunu bilmesi lazım.
Günümüzde altı tane bağımsız Türk Devleti var ; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Turkiye ve Özbekistan.
Ayrıca birçok özerk Türk cumhuriyetleri vardır. Bunlardan Rusya'da olan; Altay, başkordistan, Çuvaşistan, Dağıstan, Hakasya, Karaçay-malkar, Tataristan, Tuva ve yakutistan. Bu cumhuriyetlerin kendi bayrakları, parlementosı ve yasaları vardır. Ayrıca kendi resmi dillerini (türkçe) kullanıyorlar.
KKTC'mizi unutmamak gerekir. Oda bir Türk Cumhuriyeti fakat Türkiye ve Azerbaycan dışında hiçbir ülke tarafından tanınmamıştır.
Çinde olan ise şincan (Xinjiang) uygur özerk bölgesi, ayrıca burası Doğu Türkistan olarakta bilinir. Çin'in batısında yani kırgızistan, tacikistan ve kazakistan sınırlarındadır. Dilleri uygur türkçesidir.
Ve Gagavuz Türkleri, Moldova'nın doğusunda bulunurlar. Kendi özerk devletleri vardır.
Sanırım bu kadar çok özerk Türk devleti olduğunu bilmiyordunuz, iyi oldu öğrenmiş oldunuz :)
At present, there are six independent Turkic countries: Azerbaijan, Kazakhstan, Kyrgyzstan, Turkmenistan, Turkey and Uzbekistan. There are also several autonomous Turkic republics and Turkic-governed regions in the Russian federation: Altai, Bashkortostan, Chuvashia, Dagestan, Hakasia, Karachay-Malkar, Tatarstan, Tuva and Yakutia. Each autonomous Turkic republic within the Russian federation has its own flag, parliament, laws and official state language.
There are also two other major autonomous Turkic region: The Xinjiang Uyghur Autonomous Region (also known as East Turkestan) in western China
and the autonomous state of Gagauzia, located within eastern Moldova
|